3 Ocak 2011 Pazartesi

reçel kavanozlarım

reçel kavanozlarına bayılırdı. meyvelerin tencereye konup şekere bulanması reçel yemesini engellese de, şekere bulaşan renklerin görüntüsü mest ederdi onu. evi saran ağdamsı koku, tencerenin kenarında kalan köpükler, reçelin asıl renginden birkaç ton açık olan yüzeydeki renk... hepsine bayılırdı. kavanozlara akıtırken meyvelerin önden önden atlayışlarından biraz korkar ama eğlenirdi bununla da. son zamanlarda çeşitlenen reçel kavanozlarını anlamsız bulurdu. sıkılan kadınların uydurmaları gibiydi çoğu. karpuz reçeli, patlıcan reçeli, muz reçeli... bunlar sanki reçeldi, gerçek reçel vişneli olurdu, çilekli de kabulüydü. ama onun için en değerlileri, hep en küçük kavanozlarda olan karadut ve böğürtlendi. karadut hastalara şifa, dertlilere devaydı. öyle fazla fazla yenmez, zor zamanlara saklanırdı. hep en küçük tencere onun olurdu. zaten nerede görülmüş ki en sevilenlerin bol bol olduğu. bir gün bir evin yaşayanından çok sahibi olursa,çeşit çeşit reçel yapacaktı şekil şekil kavanozlara. kendisi yemese de bir misafiri olurdu nasılsa...